Garip bir yer şu Sakarya… 

Çoğu takip eden, tanıyan bilen soruyor, yazı yazmıyorsun, #İkiDakika videoları da yok.

Bu duruma cevaben ben de bazen haftalık gündemi alt alta koyuyorum bir şeyler yazayım, bir şeyler söyleyeyim diye … 

Yapıyorum hazırlanıyorum da tam bu esnada insan ister istemez düşünüyor: 

Yazdık söyledik konuştuk diyelim, Bu şehir gerçekten sorunları mı konuşuyor, yoksa sorunların etrafında dönen figürleri mi?

 Mesela ulaşımı konuşuyoruz... 

Birileri çıkıyor, sözde üyelerinin hakkını savunmak adına önüne gelene sallıyor. 

Yaşlıyı mesele ediyor, öğrenciyi yük olarak görüyor, engelliyi tartışmanın malzemesi haline getiriyor. 

Yönetimin  sosyal belediyecilik anlayışıyla sürdürdüğü uygulamaları hedef alıyor. 

Üstelik bunu Türkiye'nin toplu ulaşım açısından en uygun fiyatlı şehrini, tam da buradan eleştirerek yapıyor.

Bugün birçok büyükşehirde vatandaş birkaç durak yolculuk için ciddi ücretler öderken, Sakarya'da ulaşımın erişilebilir kalması için sürdürülen politikalar yargılanıyor. Yetmiyor... Mikrofonu görünce kelimenin hesabı yapılamıyor ve yaşlısı, genci, Engelli bireyine yönelik bazı haklara işaret edilerek binlerce kişinin kalbi burkulacak laflar ediliyor. 

Tepkiler yükselince de klasik cümle geliyor: 

"Yanlış anlaşıldım."

Ne hikmetse bizim şehirde kimse yanlış konuşmuyor da herkes yanlış anlaşılıyor!

….

Bir başka tarafta ise görünür olmanın temsil etmekten daha önemli hale geldiği bir siyaset anlayışı var. 

Genele de sirayet eden sadece siyaseten kalmayan bir anlayış… 

Eskiden insanlar görev alanlarıyla ilgili konuşurdu. 

Şimdi gündemde ne varsa herkes onun uzmanı. 

Bir gün eğitim... 

Bir gün spor... 

Bir gün ulaşım... 

Kamera nereye dönüyorsa fikir de oraya dönüyor.

Görünür olmaya ayırdığımız zamanı, nedense işi çözmeye, asıl odağımıza bir türlü döndüremiyoruz. 

Ama neredeyse her tartışmanın merkezinde olabilmek için özel bir gayret gösterilebiliyor. 

Hasılı reyting nerede ise orada olma kaygısı…

….

Gariplik bununla da bitmiyor. 

Şehrin "en önemli dönüşüm projesi" diye anlatılan, her fırsatta örnek gösterilen bir proje var. 

Hatırlarsınız...

Başlangıçta ortaya konulan hedefler büyüktü. 

Takvimler açıktı. 

Hatta 15 ay gibi iddialı tamamlanma süreleri telaffuz edilmişti.

Bugün ise gelinen noktada projenin kendisinden çok belirsizlikleri konuşuluyor. 

Daha da ilginci, ortaya çıkacak şehir değerinden çok içeride kimin yeri olduğu konuşuluyor. 

Projenin sağlayacağı ekonomik katkıdan çok hangi dükkânın kime ait olduğu merak ediliyor. 

Betonla aynı paralelde dedikodu yükseliyor. 

İnşaat işçilerinden çok söylentiler çalışıyor. 

Ve günün sonunda proje, ürettiği değerden çok ürettiği tartışmalarla gündemde kalıyor.

….

Bir başka gariplik de bazı koltukların kullanım süresiyle ilgili. Normal şartlarda görevler gelir geçer. 

Bizde ise bazı makamlar adeta tapulu mülk gibi korunuyor. 

Öyle ki bazen kurumun adını unutuyor, yöneticisinin adını hatırlıyorsunuz. 

Koltuk görev olmaktan çıkıp kimliğe dönüşüyor.

Bu arada şehrin gerçek meseleleri de usulca bir köşede bekliyor. Suni kişilerin suni gündemleri daha çok ses getirdiğinden meselelere gerçek manada odaklanılamıyor. 

Adeta tek omuz üzerinden hareket edilerek çözüm arayışı istenen ivmeyi kazandırmıyor.

Şehrin geleceğinden çok şehrin dedikodusuna enerji harcıyoruz. 

Sonra dönüp soruyoruz: "Neden istediğimiz yerde değiliz?" … 

Belki de cevap çok uzağımızda değil. 

Çünkü bu şehirde bazen hizmetten çok gürültü üretiliyor. 

Çözümden çok polemik konuşuluyor. 

Ve herkes şehri düşündüğünü söylüyor, 

ama sadece söylüyor!

O yüzden tekrar edelim; 

Garip bir yer şu Sakarya. 

Ama galiba en garip tarafı yaşananlar değil, yaşananlara artık şaşırmıyor olmamız...

Vesselam.